Bu konu insanoğlunun tarihsel evrim ve gelişim sürecini içine alıyor. Yavaş yavaş oluşan sistemler. Nicel olarak değişen bir takım değerlerin insanların nitel özellikleri üzerine etki etmesi söz konusu. Yani bunu şöyle düşünebilirsiniz 5 yıl önce ben bunu yapmam dediğiniz şeyin instagramda 1 milyon insanın yaptığını görmenizle sizin yapar hale gelmeniz gibi. Nicel çoğunluklar her zaman insanların ve sistemlerin nitel özelliklerini etkilemiştir.

Yine biz mağaraya dönelim. İlk toplumlarda biliyorsunuz ki avcılık vardı. İnsanlar bir takım taş aletlerden avcılık araçları yapar bunları kullanırdı. Bir bakıma ortak mülkiyet vardı aslında. Ihtiyaç kadar üretilir beraber avlanılırdı. İnsan oğlu sonra üretmeye doğru adım atmaya başladı. Birileri daha fazla ürettikçe sermaye sahibi olmaya başladılar. Sınıfsal farklılıklar ortaya çıktı. Burjuva doğdu. İşçi sınıfı ortaya çıktı.

İşçiler sermayedarların daha fazla kazanması için onlar için çalışmaya başladı. Burada işçi sınıfının çıkarları bir nebze olsun karşılanıyordu ancak zengin sermayedarlar daha zengin olmaya başladılar. 1800 de yaşanan sanayi devrimiyle adeta her şey mıh gibi perçinlendi.

Proletarya yani alt işçi sınıfı resmen eziliyordu. 16 18 saatlere varan çalışma süreleri çok fazlaydı. 12 13 yaşlarında çocuk işçiler de çalıştırılıyordu. Ne farkı var günümüzden dediğinizi duyar gibiyim. Yok zaten. Emeğin muhteşem sömürüldüğü bir düzen. Sınıfsal ayrım artık çok daha büyük boyutlara geldi. İşçi sınıfının özgürlüğü gitmişti.

İşte Marksizm tam da böyle bir düzenin karşısına çıkmış devrimci bir ideolojidir.

Karl Marx ve Friedrich Engels’în çalışmalarından ortaya çıkmış ve insanlığın özgürleşmesi, sınıfsal farklılıkların ortadan kalkması, özel mülkiyetin ortadan kalkması, her şeyin sahibinin devlet olması ve tüm halkın her şeyini devletin eşit seviyede karşılaması gerektiği görüşünü taşıyan bir ideolojidir. Marx yazdığı Das Kapitalinde şunlardan bahseder. Kapitalizmin kusurlu olduğunu, sadece sermayedarları koruduğunu, işçi sınıfının emeğinin sömürüldüğünü ve kapitalizmin her bir ekonomik kriz ortaya çıkarabileceğinden bahseder. 

Marx yazdığı Das Kapitalinde; Kapitalizmin kusurlu olduğu, sadece sermayedarları koruduğu, işçi sınıfının emeğinin sömürüldüğü ve kapitalizmin her an bir ekonomik kriz ortaya çıkarabileceğinden bahseder.

Mark’ın dile getirdigi bir kac teoriye bakalim.

Bir ürünün fiyatı, malın üretilmesinde harcanan emek ve zamana eşit olmalıdır. Ama kapitalizmin serbest piyasasında ürünün fiyatını sermayedar belirler. Aynı denebilecek bir ürünün A markası marka değerini koyarak 200 dolara satarken başka bir marka 50 Dolara satabilmektedir. İşte bu durumun yine sınıfsal farklıkların oluşmasına neden olduğunu düşündüğü için karşısında durur. 

Marx diyor ki kapitalist düzende yaşayan bir ülkede gerekirse bir devrimle sistem devrilip yerine devrimci sosyolizmin kurulmalıdır. Kominizmin temellerinide bu düşüncesi oluşturur.

Bu düşüncesinin ortaya çıkardığı ve olması gereken şeyler nelerdir derseniz.

Özel mülkiyeti yasaklar. Kimse mal mülk edinemez. Her şey devletindir. Sana evini devlet verir. Sağlık eğitim gibi durumlar ücretsizdir ve devlet eliyle sağlanır. Herkes devlet için çalışır. Ne kadar güçlü bir devlet yaratılırsa halkta o kadar refah içinde yaşar. Ancak hizmet dağıtımı eşittir. Böylelikle sınıfsal farklılıklar oluşmaz.

Bir ütopya gibi görünüyor öyle değil mi?

Ancak sürekli bencillik yapan toplumun bireyleri ne yazık ki kendi kendine yapmaktadır. Sadece benim olsun ben güçlü olayım duygusu tüm insanlığın sonunu hazırlamakta. Çünkü bu düşünce doyumsuzluğu artırmakta. Sömürü düzenini farkında olsak da olmasak da meşru kılmaktayız. Burada bunun önüne geçmek için kendi içimizde yaptığımız bir şeyden bahsetmeliyim.

Industryolog yaklasim olarak marksist bir düzeni benimsemiştir. Herkese emeğinin karşılığı olan kazanç miktarı verilir. Patron ve sermayedar kavramını ortadan kaldırdığımız bu sistemde hiyerarşik düzeni de bitirdik. Bir nevi toplumun sınıfsal farklılığına denk geliyor. Bunu ortadan kaldirdik.

Son bir konuya değineyim.

Karl Marxin dine karşı duruşu serttir. Yani tüm bu sistemler içinde matertalist yaklaşıma sahiptir. Marksizm benim düşünceme göre dini hoşgörüyü bir şekilde ideolojinin içine yedirebilseydi çok fazla kesim tarafından daha kolay benimsenebilirdi. Ne yazık ki özellikle ülkemizde kominizm ve marksizm denince akla direk dinsizlik gelmektedir. Aslında bu çok yanlış bir algıdır kurtulunması gerekir. Saygılarımla.


muratbilginer