Merhabalar herkese. Bugün inceleyeceğimiz kitap Grigory Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde eseri olacak.

Bu eserin şöyle bir özelliği var, Atatürk bu kitabın okullarda okutulmasını özellikle askeri okullarda okutulmasını emretmiş.

Bir yeniden diriliş, kalkınma, var olma ve erdemli bir şekilde yaşama yolunda ilerleyişin adı Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı.

Kitabın orjinal dilinde nasıldır bilemiyorum ama, çeviri dili gayet sade ve anlaşılır. Yer yer akıcılığını fazla tekrarlayan cümleler ve düşünceler ile kaybetsede, genel anlamda akıcı olduğunu söylemeliyim. Verilmek istenen düşünceler anlaşıldıktan sonra bazı bölümleri atlayarak okuduğumuda itiraf etmeliyim. Ama bunu bir eksi olarak değerlendirmekten ziyade, her durumda etkili olan düşüncelerin neler olduğunun vurgulanması olarak değerlendiriyorum.

Bir zamanlar işgal altında olan, yabancı devletlerin kamçıları altında inleyen, çok fazla doğal zengiliği olmayan, adeta bataklık ülkesi olan Finlandiyanın, yarım asır gibi kısa bir zamanda zoru nasıl başardığını, eğitimini modern ve model alınacak bir seviyeye nasıl getirdiğini, gerek askeriyede, gerek devlet dairelerinde işleyiş olarak nasıl iyi bir seviyeye geldiğini okuyoruz. Bunu kendi içlerinden çıkan yada var olan büyük bilim adamları, büyük liderler ile başardıklarını değill, bir halkın büyük uyanışı, dayanışması ve ortak bir değer etrafında buluşabilmesi ile gerçekleştirdiğini görüyoruz.

Kitapda aklımda kalan etkilendiğim bir cümle 

Mane tekel fares!

Anlamını söylemiyim, okuyacak arkadaşlar için süpriz olsun.

Sırada Kitabımıızın baş kahmaranı olan Snelman var. Bazen devletler çok buhranlı dönemler geçirirler, ya bu kötü gidişattan kurtulurlar yada tamamen tarih sahnesinden silinip giderler. Böyle dönemlerde halkın yeniden dirilmesini sağlayacak olan o nefesi üfleyecek birine yada bir gruba ihtiyaç vardır. Snelman da Fin halkına bu diriltici nefesi üfleyen isim olmuş. Müthiş işler yaptığına kitap boyunca şahit olacaksınız.

Kitabın bölümlerinden  bahsedip daha sonrasında, bir endüstri mühendisi bu kitabı niçin okumalı kısmına geçmek istiyorum. 

1- Tarihten İbret Almak 

2- Kahramanlar Ve Millet

3- Suomi’nin Tarihi

4- Yükseliş Önderi Bir Lider: Snelman

5- Eğitimci Memurlar

6- Halk Okulu : Kışla

7- Futbol

8- Anne – Baba Ve Çocuklar

9- Halk Üniversitesi

10- Jarvinen’in Söylemi

11- Haydut Karokep

12- Jarvinen, Okunen Ve Gulbe Nasıl Kral Oldular

13- Köylüler, İşçiler ve İmalatçılar

14- Satılmış Yazar

15- Kendini Halkın Sağlığına Adayan Doktor

Bu bölümlerde neler anlatıldığını pek çok kitap özeti sayfalarından bulabilirsiniz o yüzden buna gerek duymuyorum.

Gelelim asıl mevzumuza bir endüstri mühendisi gözü ile kitabı değerli kılan şey ne?

Sistemler kurma, işleyen sistemleri daha iyi duruma getirme, kurum kültürü oluşturma, bir firmaya kurumsallık kazandırma, insan kaynağının nasıl etkin bir şekilde kullanılacağına karar verme ve bunun gibi pek çok işi yapan  biz endüstri mühendisleri için kitabı değerli kılan şey, bizlerin belkide mikro düzeyde(bir firmada) yapmaya çalıştığı işlerin makro düzeyde (koca bir devlet nezdinde) nasıl gerçeklenebildiğini görecek olmamızdır.

Kitabın başlangıcında beni etkileyen bir örnek ile devam edeyim. Moskova Devlet Tiyatrosu, yapımının üzerinden yıllar geçtikten sonra temeline çakılan kazıklar çürümeye başlamış. Temelde oluşan bu hasar duvarlarda çatlaklara neden olmuş. Tiyatro binası tehlike arz eden duruma gelmiş. O zamanki mühendisler neler yapabiliriz diye düşünmeye başlamışlar. Koca bir tarihi yıkmaya göze alamamışlar ve çözümüde çürüyen temellerin yerine granit taşlar yerleştirmede bulmuşlar. Sonunda tiyatro binası eskisinden daha sağlam bir hale gelmiş. 

Bu kısmı okuyunca şöyle bir şey düşündüm, çalışılan firmalarda yönetilen en küçük bir birimde bile bazen çatlaklar çürümeler olabiliyor. İşte o anda bu binayı terkedip yıkmaya mı karar veren kişi olacağım, yoksa o temeli güçlendirmek için elimden geleni yapıp daha güçlü bir halemi getireceğim. Kitabı okumadan öncede çok farklı bir düşüncede değildim ama bu etkileyici örnek en azından aklımda yer etti. Binaları her zaman ayakta tutmaya çalışmak yıkmaktan daha zor olsada, zoru yapmam gerektiğini bir kere daha gördüm. Çünkü sonunda getirisi inanılmazdı.

Diğer taraftan aydınlara seslenişi vardı ki bu kısımda beni etkilemişti. Aslında ne kadarda günümüzü anlatıyor derken buldum kendimi.

Bir vazifelendirme yapıyor gibi kitap ve bunu doğru bir şekilde yapıyor. 

Bir bölümünde devlet memurlarının halkın hiç bir işini tam zamanında yapmadığından bahsedilir. Değişimin sonrasında ise devlet memurlarının nasıl canla başla halkı için çalıştığını bunun için neler yapıldığını okuyoruz. Bu kısımda, çalışan kişilerin firmaya nasıl bağlı hale getirilebileceği, nasıl ortak değerler oluşturulup, sistemin nasıl kusursuz şekilde işletilebileceği olgularını öğrenmiş oldum. 

Yine tekrar edeyim yer yer tekrar eden düşünceler ve cümlelerle sıkılıp o sayfaları geçmeme neden olsada kitap bittiğinde çok güzel kazanımlarım oldu.

Kitabı okumanızı tavsiye ederim diyeyim ve huzurdan ayrılayım selametle kalın.